|
|
|
|
|
Özcan
Deniz |
Özcan Deniz sanat hayatının ilk
yıllarından itibaren başından geçenleri
kendi kalemiyle dile getirdi.. Ünlü
sanatçının duygularını kendi ağzından
dinleyelim dilerseniz “Bunları yazmak
basın bültenimde hiç yoktu ama nedense bu
gece farklı duygular içindeyim ve
kesinlikle uykum yok. Hayatım gözümün
önünden geçiyor bende bir kağıt, kalem
alıp duygularımı yazmak istedim. Şu an
sabahın 4’ü salondayım, CD’de “ENGLISH
PATIENT” ‘in duygulu müziği... Ve ben
Düşünmekteyim. Nereden nereye diye... 13
yaşımda evden büyük hedefler uğruna
ayrılmamdan tutunda bugün eve gelirken
satıcı çocuğun yanlışlıkla beni tanımayıp,
camını tıklayarak “ Abi Özcan Deniz’in son
kaseti çıktı. Çoban Yıldızı almak ister
misiniz “ dediği ana kadar yaşamaktayım bu
gece bütün yaşadıklarımı. İzmir’de yerin
dibinde bir pavyon ben sahnedeyim. Yaşım
küçük olduğu için çalışmam yasak ve ben
sahnedeyken pavyonu polis basıyor hemen
şef garson sahneye fırlayıp beni yaka paça
indiriyor. Bulaşık haneye sokup bana
bulaşık yıkatıyor. Polis gittikten sonra
ben yine sahnedeyim.
16 yaşında ilk kez aşık oldum Antalya’da
çalıştığım pavyonun dansözüne. Adı
Dilara’ydı yaşı 24 yada 25. Hiç cinsel
beraberliğimiz olmadı ama beraber
yatardık. Onu çok kıskanırdım o
sahnedeyken ona para takmak bahanesiyle
dokunan insanları vurasım gelirdi. 16
yaşımdan sonra artık resmen 8 kişiye bakan
4 kardeşini okutan ve kendine bir çorap
bile alamayan bir adam olmuştum. Bir sahne
kostümünü tam 5 yıl giydim artık kolları
dirseğimde kalıyordu. Zaten yırtılmaya
başlamıştı bende attım. 18 yaşımda
İstanbul’a ayak bastım bu dev metropole
ilk kez geliyordum ve burada yaşamak için
hem çok küçük, hem kimsesiz, hem parasız,
hem de tecrübesizdim. Birkaç akrabam vardı
ama hayırsız çıktılar. Tepebaşı’ nda
Pahama otele yerleştim, hala duruyorsa
bilmem ama o zaten çok eskiydi. O kadar
eskiydi ki 3.kattaki odamdan baktığımda
resepsiyonu görüyordum. Etraf nataşalar ve
raconcularla doluydu alışıktım bu
ortamlara ama yinede ürküyordum. Çünkü
fazla tahsilim yoktu, hayat denen okulu
bütün acımasızlığıyla okuyor bir sonraki
sınava hep hazırlık yapıyordum.
Unkapanı ‘nı ben daha değişik hayal
ederdim.Ve şansımı deneme zamanı. Kapılar
yüzüme kapanıyor, umutlarım yıkılıyordu.
Ben ise yeni tanıdığım insanlarla şansımı
zorluyordum. Düğün salonları falan filan.
Artık aileme de kendime de bakamıyordum
otelden de ayrıldım. Elimde valiz beş
parasız İstanbul’un göbeğinde kalmıştım.
Bir yolunu bulup yeni tanıdığım insanların
sayesinde Almanya’ya München’e gittim
hayatımın en kötü günleri başlıyordu.
Bilmediğim bir ülke bilmediğim bir dil ve
tanımadığım insanlar. Bende ise engel
olamadığım bir hırs ve inanılmaz
korku...Ve bir o kadar da cesaret.. Artık
gerçekten geri dönemezdim. Açlık,
evsizlik, ihanet, darbe, heyecan, ve
yeniliklerle dolu 3 yıldan sonra Yaşar
Yağmur sayesinde Hilmi Topaloğlu denen
dünya tatlısı bir adamla tanıştım. Şimdi
ikimiz için de yeni bir sayfa açılıyordu.
Benim çektiklerim ve onun çektikleri
100’le çarpılıyor bir zaman tünelinde
ileriye doğru hızla ilerliyorduk. Kendimi
bir savaşın içinde buldum. Parasızlık bir
süre daha devam etti. Bu arada
Unkapanı’nın acılarını da çekmeyi
öğreniyordum.
Artık uğruna kanların döküldüğü,
silahların çekildiği hatırı sayılır bir
şöhrete kavuşmuştum. Tam herşey sona erdi
artık hedefime ulaşıyorum derken geçmişte
bana bir bardak su veren insanların
adisyonlarıyla karşılaştım. İşte yeni
savaşın tuzakları, daha bunlardan
kurtulmadan 18 ay askerlik ve bütün
emekler, bütün hayaller çöpe. Ama bir şey
oldu birkaç kişi hariç, çevremde bir an
hiç kimse kalmadı (babam da dahil) yine
sıfıra düştüm. Müziğe 3 yıl ara verdim. O
üç yıl normal hayatta 50 yılda
öğreneceklerimi bana öğretti. Ve dönüşüm
muhteşem oldu. Yalan mı ? “ Bu çocuktan
bir bok olmaz “ diyenler hatta bir bok
olmam için uğraşanlar bile şoka girdi bu
başarımdan dolayı. Bana bu uğurda
bulunduğunuz katkıdan dolayı siz herkese
sonsuz teşekkürler. Okuduğum kitapların
birinde “ Kahraman İlk savaşında
yenilmeyen ikinci savaşından sağ
çıkmayandır “ diyordu. Ben bu savaşı
kazandım. Bir sonrakini kaybedersem beni
kahraman diye yazın. Her şeye rağmen
yaşamayı seviyorum. Ünlü yada ünsüz.”
|
|
|
|
|
|
|