|
Çağdaş bir toplumda özgür bir bireyin önemli gelişim görevlerinden
biri de mesleğini seçmesidir. Bir kimsenin herhangi bir konuda
doğru bir seçme işlemi yapılabilmesi, ya da başka bir deyişle,
sağlıklı karar verebilmesi için, her şeyden önce, neler istediğini
ve bunları elde edebilmek için ne gibi olanaklara sahip olduğunu
bilmesi gerekir. Bu işlemden sonra, daha iyisi bununla beraber
yapacağı işlem, çeşitli seçenekleri inceleyip, her birinin
isteklerine ve koşullarına ne derece uygun olduğunu
değerlendirmektir. Çarşıya çıkmadan önce alacağı şeylerin
listesini yapan ve bunlar için yeterli parası olup olmadığını
yoklayan, çarşıdaki malların kalite ve fiyatlarını inceleyerek
gereksinmelerine ve parasına uygun bulduklarını alan bir kimsenin
davranışı buna örnek olarak gösterilebilir Bu işlemleri dikkatli
ve özenli şekilde yapmayan kimselerin hayal kırıklığı ile
karşılaşmaları kaçınılmazdır.
Bazı gençlerin, meslek seçimi gibi önemli bir kararı
oluştururken yukarıda belirtilen gelişim görevini gerektiği ölçüde
yerine getiremedikleri ve bu yüzden mutsuz oldukları
gözlenmektedir. Meslek seçimi kararının sağlıklı bir biçimde
oluşturulmasını güçleştiren bazı etmenler vardır. Bunların bir
bölümünü gençlerin çalışma dünyası ve insan nitelikleri hakkında
edinmiş oldukları bir takım inançlar ve genellemeler
oluşturmaktadır. Aşağıda, yükseköğrenim görmek isteyen gençlerin
dile getirdiği bazı yargılar tartışılmıştır:
Ülkemizde insanlar istedikleri mesleklere giremiyorlar:
Bu yargı hatalı bir genellemedir. Bir kısım gencin
yoksulluk nedeni ile istediği mesleğe giremediği doğrudur. Ne var
ki istenilen mesleğe girememenin sadece maddi yetersizlikten ileri
gelmediği, varlıklı oldukları halde yanlış alanlara yönelen
gençlerin de var olduğu gözlenmektedir. Bu kişilerin hatası,
girmek istedikleri mesleklerin niteliklerine uygun olup olmadığını
sorgulamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu gençler az sayıda seçkin
öğrenci alan ve başarılı olmak için üstün akademik yetenek yanında
sürekli ve düzenli çalışma alışkanlığı da gerektiren eğitim
programlarına özenmekte, giremeyince hayal kırıklığına
uğramaktadır.
Bazı üniversite adayları ve öğrencileri yukarıdaki yargıyı daha
da ileri götürerek Türkiye' de insanların istemedikleri mesleklere
girdiklerini söylemektedirler. Üniversitelerde istemedikleri alana
yerleştiklerini beyan edenlerden bir kısmı yeniden sınava
girmekte, bir kısmı ise bir süre sonra bulundukları programın
kendilerine uygun olduğunu fark ederek eğitimlerine devam
etmektedirler. Bir kimse istemediği bir programa yerleştirilmişse
bu ya kişinin Tercih Bildirim Formunu kodlarken hata yapmış
olmasından, ya tercih edip listesine yazdığı alan hakkında
başlangıçta yanlış bilgi sahibi olmasından ya da Tercih Bildirim
Formunun son sıralarına, boş kalmasın diye, daha az istek
duydukları programları da yazmış olmalarından ileri gelmektedir.
Bazı üniversite adaylarının özensizlik, dikkatsizlik ya da
kendilerini doğru değerlendirememelerinden kaynaklanan hatalarının
tüm gençlere genellenmesi doğru bir davranış sayılamaz.
İnsanın toplumda saygı görmesi için saygın bir mesleğin
üyesi olması gerekir:
Saygı görme, her insanın en doğal hakkıdır. Ancak bunu
saygın bir mesleğin üyesi olarak sağlama beklentisi pek gerçekçi
değildir. Ayrıca meslekleri saygın olan ve olmayanlar olarak
ayırmak da doğru değildir. İnsan bir mesleğin başarılı bir üyesi
olursa saygınlık kazanır. Bu da sahip olduğu yetenekleri
gerektiren, ilgi duyduğu etkinlikleri ( meslek görevlerini )
içeren bir mesleğin üyesi olmakla gerçekleşebilir. Bir kimsenin,
niteliklerine uymayan bir mesleğe girmesi, zayıf bir olasılıkla da
olsa, mümkün olabilir ama o mesleğin başarılı, saygın bir üyesi
olma olasılığı yoktur.
Yaşam boyu sürdüreceğim mesleğimi seçme aşamasındayım:
Üniversiteye başvurma dönemine girmiş gençlerin dile
getirdikleri bu ifade pek çok kişi için doğru ve geçerli olabilir.
Ancak çok hızlı bir değişimin yaşanmakta olduğu çağımızda
insanların ömürlerini tek bir meslekle tamamlama olasılığının
azalmakta olduğu gözlenmektedir. Bilim ve teknoloji geliştikçe
meslek çeşitleri de hızla artmakta, bir yandan bazı meslekler
çalışma yaşamından silinirken bir yandan da yeni meslekler ortaya
çıkmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, yirmi birinci yüz yılda bir
insanın meslek yaşamı boyunca ortalama üç- beş meslek
değiştireceği öngörülmektedir. Bundan, çok değil, yirmi beş otuz
yıl önce üniversite adaylarına yaşamlarının en önemli kararını
vermekte oldukları, meslek seçerken çok dikkatli olmaları
gerektiği yolunda uyarılarda bulunulurdu. Gerçi üniversite
programlarına öğrenci yerleştirme işlemlerinde, puanların ondalık
basamaklarındaki ince farkların dahi dikkate alındığı ve bir kere
bir programa yerleştikten sonra ikinci yıl program değiştirmenin
zor olduğu bir sistemde hala dikkatli olmak gerekmektedir. Ancak
bir kimsenin kendini tanıması oldukça zor olduğu gibi, insanda
gelişim ve değişim süreci yaşam boyu devam etmektedir. Ayrıca
insanların çoğu birden fazla yetenek türüne sahiptir ve birden çok
alanla ilgili işleri yapmaktan hoşlanabilmektedir. Bu nedenle bir
kişi, bir değil birden fazla meslekte mutlu ve başarılı
olabilmektedir. Bu olgu özellikle üstün yetenekli kişiler için
geçerlidir. Böyle kimseler hem fen hem toplum bilimlerinde, hem
sanat hem de dil- edebiyat alanlarında başarılı olabilmektedirler.
Leonardo da Vinci gibi dehaların yaşamları boyunca çok değişik
alanlarda üstün kalitede ürün verdikleri bilinmektedir. Çağımızda
olanaklar sadece üstün nitelikli kişilere değil ortalama insanlara
da değişik yeteneklerini kullanma ve geliştirme ortamı
sağlamaktadır. Halen üniversiteler ya programlarından bazılarını
iki alanda diploma verecek şekilde oluşturmaya ya da değişik
alanlardan seçimlik dersler açarak öğrencilerin çok yönlü
yetişmelerini sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu uygulamanın yakın
gelecekte yaygınlaşacağı beklenebilir.
Üniversiteye bir girsem gerisi kolay:
Üniversiteye girişin zor olduğu toplumumuzda bir gencin
sınavı ya da sınavları başarı ile atlayıp istediği bir alana
girmesi önemli olmakla birlikte meslek gelişiminin son aşaması
değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bilim ve teknolojideki
gelişmeler mesleklerin icra edilme biçimlerini değiştirmekte, bu
süreç boyunca, bazı meslekler ortadan kalkmakta, bunların yerine
daha gelişmiş teknoloji ile yürütülen yeni meslekler ortaya
çıkmaktadır. Bu olgu bir kimsenin yaşamı boyunca zaman zaman
mesleğinde ortaya çıkan yeni uygulamaları öğrenmek için hizmet -
içi eğitimi görmesini gerektirmektedir. Ayrı şekilde, mesleği iş
piyasasından kalkan kişilerin yeni bir meslek öğrenme sürecine
girmeleri söz konusu olabilmektedir. Bu durumda bir gencin,
üniversite diplomasını aldıktan sonra eğitim sorumluluğunun
biteceğini düşünmesinin yanlış olacağı açıktır. Kişi değil
mesleğinde ilerlemek, işini korumak için bile sürekli eğitim
görmek durumunda olacaktır. Bu nedenle günümüzde, yaşamın belli
bir döneminde bir kere verilen ve genellikle değişmeyen bir karar
olarak meslek seçimi değil çalışma ömrünün sonuna kadar
süren bir gelişimi ifade eden kariyer gelişimi kavramı
üzerinde durulmaktadır. Gencin bu gerçeği göz önüne alarak
yaşamını planlaması yararlı olur.
İnsan ancak dört yıllık bir üniversite eğitimi görürse
güvenceli ve saygın bir meslek edinebilir:
Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi yeterince gelişmediği
için insanlar yükseköğretim gördükleri takdirde güvenceli bir
meslek edineceklerini düşünüyorlar. Bazı gençler ise iki yıllık
önlisans programlarını yüksek eğitim saymamakta, lisans eğitiminin
kazanç ve iş bulma açısından daha avantajlı olduğunu
düşünmektedirler. Oysa yalnız iki yıllık değil, dört yıllık
yükseköğretim programlarını bitiren gençler de düzenli ve iyi bir
gelir sağlayan bir iş bulmakta zorluk çekmektedirler. Devlet
sektöründe çalışma alanları giderek daralmaktadır. Özel sektörde
iyi bir üniversiteden alınmış diploma iş bulma
önemli rol oynasa da işte tutunma ve ilerleme
diplomadan çok yeterliliğin kanıtlanmasına bağlıdır. Kendini iyi
yetiştirmiş bir tekniker sıradan bir mühendisten daha uzun süre
işini koruyabilir ve ilerleyebilir.
Önce iyi bir üniversiteye girmeli, hangi bölümü olduğu
önemli değil:
Yükseköğrenim görmek isteyen gençlerin bazılarının, önce
üniversite daha sonra da program seçme gibi bir yol izlemekte
oldukları gözlenmektedir. Öğretim kadrosu zengin bir üniversitede
eğitimin daha iyi olacağı kuşkusuzdur. Ancak, meslek başarısında
mezun olunan üniversitenin kalitesinden önce kişinin kalitesi
etkili olmaktadır. Öğretim kadrosu yetersiz bir bölümün hevesli,
çalışkan bir öğrencisi, alanı ile ilgili yayınları izleyerek
kendini yetiştirebilir, yüksek lisans eğitimini iyi bir bölüm ya
da fakültede sürdürebilir. Buna karşılık, iyi bir üniversiteye
girme uğruna istemediği bir bölüme giren bir kişi eğitim
ortamından hoşnut olsa bile, eğitimin özünden hoşnut olamayacağı
için başarılı da olamayabilir.
İyi üniversite derken genellikle yabancı dille ( İngilizce)
öğretim yapan üniversiteler kastedilmektedir. Yabancı dille
öğretim yapan üniversitelerin tercih edilme nedenlerinin biri de
bu kurumlardan mezun olanların özel sektör tarafından tercih
edildiği inancıdır. Geçmişte bu inancı destekleyici örnekler
çoktu. Ancak son yıllarda gazetelerdeki iş ilanlarında bu yoldaki
tercihler artık eski sıklıkta görülmemektedir. Çünkü Türkçe eğitim
yapan bazı üniversiteler yabancı dil öğretimine de özel önem
vermeye başlamışlardır. Öte yandan yabancı dili sadece
üniversitenin bir yıllık hazırlık sınıfında öğrenme olanağı bulan
öğrenciler, o dile yeterince hakim olamadıklarından, öğretimi
izlemede zorluk çekmekte, bunun sonucu olarak, alan bilgisini de
yeterince edinememektedirler. Bu durum özellikle sosyal bilim
alanındaki programlar için geçerlidir. Öğretimi izleyebilecek
kadar yabancı dili bir yılda öğrenme umudu olmayanların yabancı
dille öğretim yapan programları tercih etmemeleri iyi olur.
Sadece belli bir meslek edinmek isteyenler üniversite
eğitimi görmelidir:
Üniversite mezunlarından çoğunun eğitim gördükleri
alanlardan başka alanlarda çalıştıklarını gözleyen kimseler meslek
eğitimine yatırılan zaman ve paranın boşa harcandığını düşünerek
hayıflanmaktadırlar. Ekonomik sıkıntı içinde bulunan ülkeler için
bu düşünce bir dereceye kadar doğru olabilir ama, aslında
üniversitelerin üç amacı vardır: Bunlar,
- Bilimsel araştırma yapmak ve bilgi üretmek
- Meslek elemanı yetiştirmek
- Kültür kazandırmak
Gençlerin büyük çoğunluğu ikinci amaç için üniversiteye
yönelmekte, bir diploma, birunvan alma ve bunlara uygun iyi bir iş
edinme umudunu beslemektedirler. Mezunlara bir diploma ve ona
uygun bir de unvan verilmektedir ama çalışma yaşamında doktorluk,
mühendislik, hemşirelik, öğretmenlik gibi sınırları yasalarla
belirlenmiş olanlar dışında kalan mesleklerin pek azı diploma ile
yakından ilişkilidir. Üniversite mezunlarının çoğunun eğitim
gördükleri alanla doğrudan ilgisi olmayan işlerde çalıştıkları
sıklıkla gözlenen bir olgudur. Yükseköğretim lisans programlarının
çoğu, aslında belli bir konuda eğitim vermekte ise de kazandırdığı
bilgi ve beceri benzer başka alanlara da aktarılabilmektedir.
Böylece, iş aramaya çıkan bir mezun, başlangıçta hiç düşünmediği
iş alanlarında çalışma olanağı bulabilmekte, o işlerde çalışırken
önemli bir uyum sorunu da yaşamamaktadır. Şu halde diyebiliriz ki
üniversite eğitimi her zaman belli bir meslek kazandırmamakta,
daha çok kültür kazandırarak gencin daha geniş bir alanda iş arama
şansını artırmaktadır. Halen yaşadığımız ekonomik bunalımda iş
bulma zorluğu her meslek için geçerlidir Ancak bu durumun sürekli
olacağını düşünüp yanlış genellemeler yapmadan olaya baktığımızda,
hızlı ve çarpıcı değişimlerin olduğu ve olacağı toplumlarda
gençlerin bir çok alana uyarlanabilecek üst düzey beceriler
kazanması için yapılan yatırımların hiç de boşa gitmediği
düşünülebilir.
Üniversiteler gençlerin iş bulma olanaklarını artırmak için
programlara çeşitli seçimlik dersler konmakta, bazı
üniversitelerde ana dal, yan dal adı altında programlar
oluşturulmaktadır. Örneğin bir kimsenin ana dalı psikoloji, yan
dalı sosyoloji olabilmektedir. Bazı üniversitelerde iki daldan
diploma almak mümkündür.
Yükseköğretimin lisans programlarından birini bitirdikten sonra
benzer başka bir alanda lisansüstü eğitim görme olanağı vardır.
Hatta kararlı bir iş bulmak için böyle bir eğitime gerek de
vardır. Örneğin fizik mezunu bir genç bilgisayar, eğitim alanından
mezun olan işletme alanında üst eğitim görebilmektedir. Bundan
başka, pek çok kişi, belli bir alanda çalışırken kurumların açtığı
hizmet-içi eğitim programlarını ya da üniversitelerde verilen
sertifika programlarını tamamlayarak farklı alanlara
geçmektedirler.
Gelecekte hangi mesleğin geçerli olacağını şimdiden
bilmek çok önemlidir:
Meslek seçme durumunda olan gençlerden bazıları
"Gelecekte hangi meslekler geçerli olacaktır?" sorusunu
sormaktadır. Bu soruyu yanıtlayabilmek için bu gençlere
"Kaç yıl sonraki geleceği öğrenmek istiyorsun?" diye
sormak gerekiyor. Teknolojinin hızla gelişmekte olduğu bir
dünyada, bir mesleğin belki beş ya da on yıl sonrasını tahmin
edebiliriz. Ondan sonra bu çekici meslek teknolojinin gelişmesi ve
buna bağlı olarak ekonomideki değişimler sonucunda hüviyet
değiştirmiş olacak, belki de pek çok kişinin o alana girmesi
sonucu bu günkü çekiciliğini yitirecektir. Ülkemizde bunun değişik
örnekleri geçmişte yaşanmıştır ve yaşanmaya devam edecektir.
Gençlerin hangi mesleği seçtiği değil, bu hızlı değişime ayak
uydurabilmek için ne gibi bilgi ve becerilerle donanmış olduğu
önemlidir. Böyle bir dünyaya hazırlanmak için gençlerin
kendilerini şu alanlarda yetiştirmeleri gerekmektedir:
- Teknolojik gelişme meslek görevlerini kolaylaştırmakta, el
becerisi ve beden gücünün yerini giderek artan oranda beyin gücü
almaktadır. Bu nedenle gençlerin matematik ve mantık alanlarında
kendilerini iyi yetiştirmeleri, akıl yürütme, yargılama
yeteneklerini geliştirici etkinliklere ağırlık vermeleri
gerekmektedir. Ezberleme, geçer notla yetinme, günü kurtarma
gibi tutumları benimseyenlerin gelecekteki değişimlere ayak
uydurma şansı zayıf olacaktır.
- Gelecekte birkaç meslek ve sık sık iş değiştirme yanında bir
gün boyunca birden fazla meslek icra etme durumunda olacak
gençlerin elden geldiği kadar spor, el sanatları, güzel konuşma
ve yazma gibi değişik yeteneklerini geliştirmeye de önem
vermeleri gerekir. Böylece bir kimse gününün değişik zaman
dilimlerini değişik yetenekleri ile ilgili işleri yaparak
geçirebilir. Böylece hem gelirini artırabilir hem de ek bir iş
yolu ile değişik becerilerini değerlendirme olanağı bulabilir.
- Günümüzde insanlar büyük iş yerlerinde, bir çok kişi ile
işbirliği yaparak çalışmakta; kendi küçük iş yerinde birkaç
çırağı ile çalışan insan sayısı giderek azalmaktadır. O halde
geleceğin genci başkaları ile iletişim kurabilme ve işbirliği
yapabilme becerilerine sahip olmalıdır. Değişik insanlarla
değişik koşullarda çalışabilme esnekliğine sahip olabilme,
belirsizliğe dayanabilme ve yaratıcılık da iş yaşamında başarıyı
artırıcı kişilik özellikleri olarak görünmektedir.
- Bir yabancı dil, özellikle İngilizce bilmek kişinin iş bulma
ve gelişme şansını artıracaktır. Bu özellikle yükseköğretim
görmüş gençler için çok önemlidir.
Üniversiteye Öğrenci Seçiminde Dikkate Alınan
Özellikler
Üniversiteye girişte uygulanan sınav sistemi, öğrencinin
akademik yeteneğini ( soyut konuları öğrenme gücünü ) ve okul
başarısını ( bilgisini ve çalışma disiplinini ) değerlendiren bir
yapıdadır. Öğrencinin okul başarısı da okuduğu okuldaki
öğrencilerin Öğrenci Seçme Sınavındaki puan ortalamaları (
akademik yetenek düzeyleri ) ile diploma notları düzeyleri
birlikte dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Böylece Anadolu
liseleri, fen liseleri gibi, öğrencileri bir sınavla seçilmiş olan
okullardan mezun olanların ortaöğretim başarı puanları diğer
okulların mezunlarınınkinden daha yüksek olarak
değerlendirilmektedir.
ÖSYM'nin uyguladığı seçme sistemi adayların Tercih Bildirim
Formunu doldururken, girmeyi en çok istediği programı en başa
yazdıklarını varsaymaktadır. Kişinin girmeyi en çok arzu ettiği
program ise onun zihinsel, bedensel ve duyuşsal özelliklerine ve
ekonomik olanaklarına en çok uyan program olmalıdır. Daha önce de
değinildiği gibi, bir kimse pek çok kişinin girmek istediği,
popüler ve dolayısıyla taban puanı yüksek bir programa girip
akademik yeteneğini kanıtlamayı en önemli hedef
olarak benimser ve diğer özelliklerinin programa uygunluğunu
dikkate almazsa programa girmeyi başarsa bile oradan mezun olmayı
başaramayabilir. Çok zeki fakat zevkine , rahatına düşkün bir
genç, zekası sayesinde sınavı kazanabilir ama çalışma
alışkanlığına sahip olmadığı için, kendisi gibi seçkin
öğrencilerin bulunduğu ve başarının gayrete, disiplinli çalışmaya
bağlı olduğu bir öğretim ortamına ayak uydurmakta çok zorluk
çekebilir. Daha düşük puanla girilebilen bir başka program bu
gencin yapısına daha uygun olabilir.
Ülkemizde mesleklerin toplumsal saygınlık düzeylerinin çok
farklı oluşu gençlerin tercihlerini belirlemelerinde ve bunları
sıralamalarında çok önemli rol oynamaktadır. Sırf yeteneği
kanıtlamak için yüksek puanla öğrenci alan programları tercih
etmek ve bunlardan ön sıralardaki birine girebilmek için sınavda
doğru yanıtlanması gereken soruların hesabını yapmak yeterli
değildir. Bu tür hedeflerine erişen nice öğrencinin, bir süre
sonra, bulundukları durumdan hoşnut kalmadıkları, eğitimi yarım
bırakarak ya da bitirdikten sonra yapılarına daha uygun alanlara
geçtikleri gözlenmektedir. Sadece akademik konuları
öğrenme gücünü kanıtlama ve meslek yolu ile saygınlık kazanma
düşüncesi ile verilen kararlar hem kişinin mutsuz
olmasına hem de aile ve ülke için ekonomik kayba yol açmaktadır.
Bu nedenle gençlerin tercihlerini kesinleştirmeden önce
kendilerini çok iyi dinlemeleri, kişiliklerinin başka yönlerini de
dikkatle ve ayrıntılı olarak değerlendirmeye çalışmaları uygun
olur.
Kendini Tanıma
İnsan, her canlı gibi, yaşamı boyunca bir takım gelişim
evrelerinden geçer. Kişilik gelişimi insanın toplumsallaşması,
içinde yaşadığı toplumun beklentilerini yerine getirebilmesi için
gerekli tutumları ve iletişim becerilerini kazanması sürecidir. Bu
gelişim süreci zihinsel ve duygusal gelişim başlıkları altında
bilimsel olarak incelenmektedir. Yirminci asrın ortasından
itibaren buna Mesleki Gelişim adı verilen bir
boyut eklenmiştir. Mesleki gelişim bireyin giderek karmaşıklaşan
çalışma yaşamında kendine uygun bir yer edinmesi ve o ortamda
kendini gerçekleştirebilmesi için gerekli davranışları geliştirme
süreci olarak tanımlanabilir.
Mesleki gelişim süreci okul öncesi dönemden başlayıp meslek
ömrünün sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreç boyunca
bireyin şu istendik davranışları geliştirmesi beklenir:
- Hangi işleri ne derece yapabildiğinin farkında olma; çeşitli
konulardaki yeteneklerini doğru, gerçekçi ve ayrıntılı olarak
değerlendirebilme
- Bir eğitim ortamından, bir çalışma alanından, kısaca bir
meslekten neler beklediğini açık ve net bir biçimde ifade
edebilme
- Mevcut seçenekleri inceleme, başka seçenekler olup
olmadığını araştırma
- Seçeneklerin her birini, istek ve beklentileri karşılama,
var olan yeteneklerle ve ekonomik olanaklarla erişebilme
olasılığı bakımından değerlendirme
- İstekleri karşılama olasılığı en yüksek görünen ve erişme
olasılığı olanlara yönelme kararını verebilme
İnsanın yaşamı boyunca yerine getirmesi gereken gelişim
görevleri içinde en önemlisi ve en zor gerçekleştirilebileni ne
istediği ve neleri ne ölçüde yapıp neleri yapamayacağı konusunda
net ve kararlı bir benlik algısı geliştirmesidir. Kendini bilmek
her devirde ve kültürde olgunluğun birinci koşulu sayılmıştır.
Meslek seçimi söz konusu olduğunda kişinin kendini bilmesi demek
hangi çalışma alanının gerektirdiği görevleri yerine
getirebileceği, ( yetenekleri ) nasıl bir çalışma ortamında ne
gibi işleri yapmaktan hoşnut olacağı ( ilgileri ) ve mesleki
etkinliklerden başka ne gibi yararlar beklediğini ( meslek
değerlerini ) açık seçik olarak ifade edebilmesi demektir. Bu
ancak insanların çoğunun en erken orta yaşlarına doğru
erişebilecekleri bir durumdur. Ne var ki insanlar henüz
yeniyetmelik dönemlerinde iken yaşamlarının en önemli kararını
verme sorunu ile karşılaşmaktadırlar.
Gençlerin kendilerini tanımalarını güçleştiren etmenleri şöyle
belirleyebiliriz:
- Ergenlik döneminde insanların deneyimleri yetersizdir.
Eğitim kurumlarımızın çoğunun kol çalışmaları, seçimlik dersler,
öğrenci klüpleri, hobi geliştirici kurslar gibi, bireylerin
yeteneklerini keşfetmelerini kolaylaştırıcı öğretim ortamları
hazırlamada yeterli olduğu söylenemez. Okullarda fen ve
matematik dışındaki konu alanlarında başarının fark edilerek
ödüllendirilmesi de yaygın bir uygulama değildir. Sınıfların
kalabalık, öğretimin yarım gün yapıldığı okullarda öğretmenlerin
öğrencilerini değişik yönleri ile tanıma olanakları çok azdır.
Aşırı özellikleri nedeni ile göze batan öğrenciler dışında kalan
geniş gruplar hakkında öğretmen kanaatleri genellikle bulanık
olduğundan, bunların ifade edilmesi için oluşturulan gözlem
formlarının da güvenilirliği düşüktür. Sınavlardan alınan notlar
öğrencinin başarısı hakkında kabaca bir fikir vermektedir ama
onun çeşitli ders konularında akıl yürütme, analitik düşünme,
yaratıcılık gibi özellikler yönünden ne düzeyde olduğu hakkında
ayrıntılı fikir vermekten uzaktır.
- Ergenlik kimliği oluşturma dönemidir. O zamana kadar
geçirdiği deneyimler sonucu kendisi hakkında edindiği bir takım
yargıları değerlendirme, bunları bütünleştirme, kendisinin kim
olduğunu tanımlama çabasındadır. Bu dönemde bir çok gencin
ilgileri kararsız, meslek emelleri gerçeklerden oldukça uzaktır.
Ergenlerin derdi yetişkin dünyasında iyi bir yer edinmek,
kendini çevresine kanıtlamaktır. Bu nedenle çevre tarafından
istendik özellikler yönünden güçlü oldukları izlenimi
uyandırmaya çabalamakta, çevrenin önemsemediği özelliklerini
fark edip değerlendirememektedir. Bu durum özellikle aşırı
istekçi ve otoriter ailelerin çocuklarında daha çarpıcı biçimde
görülmektedir. Çevresini, özellikle ana babasını hoşnut etme
çabasında olan genç zayıf yönlerini yadsıma, eğilimlerini
bastırma, gerçek özüne uygun bir kimlik yerine ana babasının
hoşuna gidecek bir kimlik geliştirme zorunluluğunu duymaktadır.
Özüne yabancı, başkalarının beğenisine aşırı derecede duyarlı
gençler ilgi ve yeteneklerine uygun olmayan, erişmesi olanaksız
eğitim ve meslek hedeflerine yönelmekte, emelleri
gerçekleşmeyince çöküntü yaşamaktadırlar.
Seçenekleri Araştırma
Sağlıklı bir meslek kararı verebilmenin diğer bir koşulu
seçenekler konusunda bilgi sahibi olmaktır. Oysa gençlerin eğitim
ve meslek seçenekleri hakkında bilgilerinin yetersiz ve çok kere
de yanlış olduğu gözlenmektedir. Gözlemler ve araştırmalar
üniversiteye gelen öğrencilerin ilk aylarda yarıdan fazlasının
bulundukları bölümden memnun olmadıklarını göstermektedir.
Bunların bir kısmı, hakkında bilgi sahibi olmadıkları bölümleri
tercih etmek zorunda kaldıklarını, bir kısmı ise isteyerek
geldikleri bölümde aradıklarını bulamadıklarını ifade etmekte ve
bir sonraki yıl alan değiştirme planları yapmaktadırlar. Neyse ki
bunların önemli bir bölümü yıl sonuna doğru bulundukları alanın
kendilerine uygun olduğunu fark edip ona bağlanmaya
başlamaktadırlar. Eğitim sistemimiz öğrencilerin çoğunu
ilköğretimin sonunda bir meslek eğitimi seçmeye bir kısmını ise
bir yıl sonra alan seçmeye zorlamaktadır. Bu yaştaki seçimlerin
çoğu ana babaların yönlendirmesi ile gerçekleşmektedir. Onların da
bir çok seçenekten habersiz olarak bu işlemi yürüttükleri
gözlenmektedir. Oysa gençlerin, geleceklerini yakından
ilgilendiren bir konuda karar vermeden önce, kendilerine açık
olanakları araştırmaya girişmeleri, eğitim ve meslek seçenekleri
hakkında bilgi edinme çabası göstermeleri gerekir. Gençlerin böyle
bir girişimde bulunmalarını engelleyen bazı psikolojik ve
toplumsal nedenler vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
- Gencin çevresi çok dar, bilgi edinme olanakları çok kısıtlı
olabilir. Bu durum özellikle kırsal kesimde yetişen gençler için
geçerlidir. Bu çevrelerde polislik, öğretmenlik, hemşirelik
dışındaki meslekler için uygun örnekler de olmadığından
gençlerin seçenekleri bu ve benzeri birkaç meslek alanı ile
sınırlı kalabilmektedir. Bilgi kaynaklarından haberli olamama ya
da onlara ulaşma zorluğu yüzünden insanlar yetersiz bilgi ile
karar verme durumunda kalmaktadırlar.
- Bilgi edinmeyi engelleyen diğer bir neden kişinin
korkularıdır. Seçeneklerin çokluğu kendine güvensiz kişiyi
şaşkına çevirebilmekte, kafasını karıştırabilmektedir. Böyle bir
kişi değişik durumlara uyum yapabilmek için esnek düşünebilme
gücünden yoksundur. Yeni bir seçenek daha önce verilmiş bir
karardan vazgeçmeyi gerektirebilir. Bu da yeni bir belirsizlik
durumu demektir. Oysa güvensiz kişiler ancak net ve kesin
durumlarda rahat edebilirler. Böyle bir kişilik yapısına sahip
bireyler ne kendilerine ne de olanaklara ilişkin gerçekleri
aramaya girişirler.
- Kendine güvenen kişiler ise araştırmanın getireceği yeni
bilgilerin gelişimlerine olumlu katkıları olacağına inanır ve bu
yolda girişimlerde bulunurlar. Bunların en önemlisini, yukarıda
da değinildiği gibi, kendini tanıma konusunda gösterilen çabalar
oluşturur. Kendini tanıyan, olanaklarının sınırlarını ve gerçek
isteğinin ne olduğunu bilen bir genç, önündeki seçenekleri bu
ölçütler açısından değerlendirir, hatta başka seçenekler olup
olmadığını araştırır. Buna karşılık, kendine ilişkin bazı
gerçeklerle yüz yüze gelmekten kaçınan, kendinde çok üstün.
nitelikler gördüğü için üst düzey hedeflere yönelen kişi ise,
kurduğu hayali düzenin bozulacağı korkusu ile, değişik
seçenekleri araştırmaktan kaçınır, önerilen seçenekleri de
mantık dışı bahanelerle reddeder. Şu halde diyebiliriz ki,
kendini araştırma ile seçenekleri araştırma eğilimi, kişinin
doğası ile barışık olmasından kaynaklanan, yeni uyarıcılara açık
olma eğiliminin görünümüdür.
Kendini ve meslekleri tanımak için neler yapmalı?
İnsanın yaradılışını, gerçek özelliklerini tanıması, kendini
doğru değerlendirmesi kolay gerçekleştirilecek bir hedef değildir.
Bu özellikle deneyimi az ve kendini kanıtlama çabasında olan
gençler için daha da zordur. İnsanların kendilerini tanımalarını
engelleyen en önemli etmen başkaları tarafından beğenilme, kabul
görme arzusudur. Kendini başkalarının ölçütlerine göre
değerlendiren kişi büyük olasılıkla kendi gerçeğinden uzaklaşacak,
kendi özüne uymayan bir öz kavramı geliştirecektir. Doğru ve
gerçekçi bir öz kavramı geliştirmenin ön koşulu çevrenin
beklentilerine ve değerlendirmelerine aşırı derecede duyarlı
olmamaktır. İçsel özgürlüğünü geliştirmiş kişi kendini inceleyerek
doğasını tanıyabilir.
Doğasını tanımak isteyen kişinin yapacağı iş değişik ortamlarda
neler yaşadığını , çeşitli durumlar ve olaylar karşısında
neler hissettiğini sık sık gözden geçirmek ve bu
yaşantılarının adını koymaktır. Başkalarının önem verdiği
özelliklerine sahip olduğuna kendini inandırmaya çalışan,
başkalarının önem vermediği özelliklerini bastırmaya çalışan kişi,
doğasına yabancılaşmaya ve gizilgüçlerini kullanamamaktan ileri
gelen bir uyumsuzluk yaşamaya adaydır.
ÖSYM adayların kendilerini tanımaları, yükseköğretim
programları hakkında bilgi edinmeleri için bazı ölçme araçları ve
yayınlar hazırlatmıştır. Bunlardan Kendini Değerlendirme Envanteri
on üç, BİLDEMER ( Bilgisayar Destekli Meslek Rehberliği ) programı
altı yıldır, ve "Üniversiteler, Yükseköğretim Programları ve
Meslekler Rehberi" adlı kaynak kitap on beş yıldır okullarda ve
dershanelerde kullanılmaktadır. Programları ve meslekleri tanıtan
kaynak kitaptaki bilgiler internet sayfalarımıza aktarılmıştır.
Kendini ve çevresindeki olanakları tanımaya yatkın bir kişi bu
kaynaklara erişmekte zorluk çekmeyecektir.
Karar Verme ( Belli bir seçeneğe
yönelme )
Meslek gelişiminin bu aşamasında yapılacak iş, yukarıda
açıklanan iki alanda edinilen bilgilerin birlikte
değerlendirilmesi, istenilir yönleri en fazla, istenmeyen
yönleri en az ve erişme olasılığı yüksek seçeneğin
bulunmasıdır.
Karar verme süreci, yukarıda açıklanan iki gelişim görevinin
başarı ile tamamlanması halinde başarı ile gerçekleştirilen zevkli
bir işlem olabilir. Kendisi ve çevresi hakkında bilgisi yetersiz,
iddiaları yüksek, aşırı kaygılı, sorumluluğunun bilincine erememiş
kişilerin bu aşamada farklı davranışlar sergiledikleri
görülmektedir. Örneğin kendine güvensiz kişiler, başkalarının
(aile büyükleri, arkadaşlar vb.) daha iyi bilecekleri düşüncesi
ile, kararı başkalarına bırakmakta ya da başkalarının kararlarını
benimseyip uygulamaktadırlar. Aşırı kaygılı kişilerin tepkisi iki
türlü olmaktadır. Bunlar ya hemen kararı kesinleştirmek için acele
etmekte, ya da seçenekleri en ince ayrıntısı ile inceleme, başka
seçenekler arama, çabalarını bir türlü sona erdirememekte ve
kararlarını kesinleştirememektedirler. Sorumsuz kişiler de kararı
en son güne bırakmaktadırlar ama geçen süre zarfında karar verme
konusunu düşünmemeyi tercih etmektedirler. Karar verirken bazı
insanlar sezgilerine, bazıları mantıklarına bazıları ise
başkalarına güvenmektedirler.
Karar verme konusunda sorunlu bir grup daha vardır ki, bunlar
kronik kararsızlardır. Bu kimseler hiçbir seçeneği kendilerine
uygun bulmamakta; karar verme zorunda kaldıklarında hiç bir
seçeneğe uzun süre bağlanamamakta, sık sık karar
değiştirmektedirler. Sonuçta hangi seçeneği benimserlerse
benimsesinler gözleri daima başka seçeneklerde kalmaktadır.
Meslek Seçimi konusunda verilecek karar, dayanağını kişinin
özünden almalıdır. Kişilik gelişimleri sağlıklı olan, özlerini
tanıyan ve onu gerçekleştirme çabasında olan kimseler gerek
kendileri gerekse çevre olanaklarına ilişkin doğru, ayrıntılı ve
gerçekçi bilgilere sahip olduklarından, doğru karar vermekte
güçlük çekmemektedirler. Çünkü kendi ile barışık kişilerin karar
verme sürecinde, kendilerine ve seçeneklere ilişkin gerçekleri
çarpıtma, bazılarını yok sayma gibi, bilinçli ya da bilinçdışı
etmenlerin yeri yoktur.
Aşağıda biri kendini ve çevresindeki olanakları özgürce
araştıran, diğeri ailesinin istekleri doğrultusunda davranan, bir
diğeri ise kendi sınırlarını bilmeyen ve program seçme işlemini
ciddiye almayan üç gencin meslek gelişimi öyküsü örnek olarak
verilmiştir:
Örnek-1
"Genellikle başarılı bir öğrenci sayılırım. Bunu kısmen
düzenli çalışmama borçluyum diyebilirim. İlköğretim döneminde
takdirler, teşekkürler aldımsa da Anadolu liseleri sınavını
kazanamadım. Puanım az farkla yeterli olamadı.
Lisede fen derslerim iyi sayılırdı. Yani kırık not almamıştım.
Matematikte komşumuzun oğlundan ders almak suretiyle geçer not
alıyordum. Fizik ve kimyada da durumum pek farklı değildi ;
öğretmenin öğrettiklerini evde düzenli tekrarlamak suretiyle
öğrenebiliyordum ama farklı bir problem sorulduğunda bocalıyordum.
Onun için bu derslerde geçer not aldığım zaman mutlu oluyordum.
Biyolojide durumum çok daha iyi idi. Hatta bu alana özel ilgim
bile var diyebilirim. Kır gezilerinde çevredeki hayvan ve
bitkileri fark eder onlardan örnekler toplarım. Bu şekilde bir
kelebek koleksiyonu da yaptım. Akvaryumumda çeşitli balıklarım ve
bir de kuşum vardı. Öğretmenime biyoloji laboratuarının
düzenlenmesine yardım ettiğimde bu işten çok hoşlandığımı fark
etmiştim.
İnsanların ruh durumlarını, belli olaylar karşısında neler
hissettiklerini incelemek ve sorunlarını dinleyip yardımcı olmak
da bence çok ilginç bir uğraşı olarak görünüyordu. Boş
zamanlarımda psikoloji ile ilgili hikaye ve romanlar okumaya
çalışıyordum.
Gelecekteki mesleğim aile içinde tartışıldığında herkes bir
meslek öneriyordu. Babam eczacı, annem doktor, dayım ise inşaat
mühendisi olmamı önermişti. Arkadaşlarım da mühendisliği
düşünüyorlardı. Ben önerilen tüm meslekleri tanıtıcı yayınları
okudum. En başarılı olduğum ve ilgi duyduğum alan biyoloji olduğu
için onunla ilgili yayınları özellikle inceledim. Bu arada
biyoloji ile ilgili meslek olarak fizik antropolojiyi tanıdım.
Ancak tercih listeme önce veterinerlik, sona doğru da biyoloji
programlarını yazdım. İyi bir veteriner olabilirsem evcil hayvan
kliniği açmayı veya evcil hayvan yetiştirip satmayı düşünüyordum.
Bu iyi kazanç getirecek bir iş olarak görünüyordu bana. Biyoloji
alanına girersem de hedefim aynı olacaktı. Sonunda bir biyoloji
programına yerleşebildim. Biyoloji bölümünü iyi bir derece ile
bitirdim Şimdi yüksek lisans eğitimi görüyorum ve bir yandan da
bir hayvan hastanesinde yardımcı eleman olarak çalışıyorum. Bir
biyoloji bölümüne araştırma görevlisi olarak girebilir ya da
biyoloji öğretmeni olabilirim Ama gelecekte kuş, köpek, kedi gibi
evcil hayvan yetiştiren bir yer açmak idealimden vazgeçmiş
değilim."
Bu genç geçirdiği yaşantıları değerlendirerek neleri yapıp
neleri yapamadığı, hangi etkinliklerden hoşlandığı konusunda açık
bir fikre sahip olmuş, kendisini oldukça net bir biçimde ve uygun
sözcüklerle ifade edecek kadar berrak bir benlik algısına erişmiş
görünmektedir. Kişi aynı güvenle meslekleri de incelemiş ve
kendine uygun bir alan belirlemiştir. Aile bireylerinin
önerilerini, arkadaşlarının telkinlerini dikkate almış ama
onlardan birine bağımlı kalmamış, öz yapısına saygılı davranarak,
özünü gerçekleştirebileceği kariyer planı yapmıştır.
Örnek- 2
"Ben tıp doktoru bir baba ile iktisatçı bir annenin
ikinci çocuğuyum. İlk çocukları özürlü olduğu için annem babam
benim doktor olmamı istiyorlardı. Her halde ağabeyimin sorunları
ile bu şekilde daha iyi ilgilenebileceğini düşünüyorlardı. Ben
okulda oldukça başarılı bir öğrenci idim. Hemen her dersten
ortalamanın üzerinde not alıyordum ama en güçlü yeteneğim sanat
alanında idi. Sekizinci sınıfta iken resim yarışmasında dünya
birincisi olmuştum. Ama babam vaktimi resimle geçirmemem için bana
gerekli resim malzemeleri almıyor, beni resimle uğraşırken
gördükçe fen derslerine çalışmamın daha iyi olacağını söylüyordu.
Lisede resim çalışmalarımı tamamen bırakıp bütün enerjimi fen
alanındaki derslere verdim. Bir çok arkadaşım gibi ben de bir
dershaneye devam ettim . Sınava ilk girdiğim yıl bir tıp
fakültesine girememiştim. İkinci yıl tercih listeme, daha düşük
puanla öğrenci alan programları da yazdığım için bunlardan birine
yerleştim. Çalışkan ve disiplinli olduğum için fakülteyi zamanında
bitirdim. Bir süre pratisyen hekim olarak çalıştım. Estetik cerrah
olmak istiyordum. Ama iki kere girdiğim Tıpta Uzmanlık Sınavında
başarılı olamayınca daha düşük puanla girilebilen başka uzmanlık
seçeneklerini yazarak sınava üç kere daha girdim. Bu sınavlarda da
başarılı olamayınca uzmanlık eğitimi görme umudumu yitirdim. Bu
arada resim çalışmalarıma tekrar yönelmiştim. Açtığım bir sergi
epey ilgi gördü ama resim yaparak hayatımı kazanmak bana biraz
olanaksız görünüyordu. O sırada hoş bir tesadüf oldu. Sergiyi
gezen bir tıp yayınları editörü bana yayıncılık alanında çalışmayı
teklif etti. Ben şimdi tıp alanındaki kitap ve dergilerin
resimlerini çizmekte, internet sayfalarının grafik düzenlemelerini
yapmaktayım ve yaptığım işi çok seviyorum"
Bu genç de sonunda özüne uygun bir mesleki ortam bulabilmiştir.
Tıp eğitimi şu andaki işinin kalitesine önemli katkı sağlamaktadır
kuşkusuz. Ama uzun, zahmetli ve masraflı bir eğitim olan tıp
eğitimi, ekmeğini çizimle kazanmak isteyen bu genç için zorunlu
muydu? Onun yerine hekimlik mesleğine bağlanabilecek başka bir
genç yerleştirilmiş olsaydı daha iyi olmaz mıydı?
Örnek -3
"İlk yıl, üniversite tercih formumu dolduracağım günler
yaklaştıkça içimi bir sıkıntı kaplıyordu. Çünkü annem öğretmen
olmamı istiyordu. Evlenip çocuk sahibi olduğum zaman boş
vakitlerim olabileceğini, evime vakit ayırabileceğimi düşünüyordu.
Babam işletme - iktisat eğitimi görmemi öneriyordu. Ben ise çok
sevdiğim bir arkadaşımın girmek istediği uluslararası ilişkiler
bölümüne gitmeyi ve diplomat olmayı düşlüyordum. Okulda başarı
düzeyim düşük, matematikten durumum daha da kötüydü. Ama ben
okulda iyi öğretim yapılmadığına, dershaneye giderek kendimi
geliştireceğime inanıyordum. Bu inançla iki yıl sürekli dershaneye
devam ettim. Orada yapılan sınavlarda da puanım düşüktü.
Öğretmenlerim istediğim bölüme girme olasılığımın çok düşük
olduğunu söyledilerse de aldırmadım. Tercih bildirim formuma önce
uluslararası ilişkiler alanı ile, daha sonra siyaset bilimi, kamu
yönetimi gibi alanlarla ilgili programları yazdım. İlk yıl hiçbir
yere yerleşemedim. Yine bir yıl dershaneye gidip aynı bölümleri
yazdım ama son bir iki tercihimi de sosyolojiden yaptım. Fakat bir
tercihimde kodlama hatası yapmışım . Zihin engelliler programına
yerleştirildim. Bu bölümü bitirince zihinsel özürlü çocukların
öğretmeni olurmuşum. Böyle bir meslek aklımın ucundan geçmiyordu.
Annem bu programa kayıt yaptırmamı ve öğretmen olmamı istedi ama
ben reddettim. Çünkü uluslararası ilişkilere girebilmeyi bir kere
daha denemek ve on aylık vaktimi sınava hazırlanarak
değerlendirmek istiyordum. Yine dershaneye gittim ama bu defa, bir
önceki yıl bir programa yerleştirildiğim için ağırlıklı
ortaöğretim puanım çok düştü. Zaten sınavda iyi bir puan da
alamamıştım. Böylece üniversite eğitimi görme şansımı tümüyle
kaybettim"
Bu örnekte yeteneklerini iyi değerlendiremeyen, sınav
sisteminin özelliklerini bilmeyen ya da inceleme gereği duymayan,
dikkatsiz bir gencin yanlış kararları sonucunda fırsatları nasıl
yitirdiği görülmektedir. Bu örnekler gençlerin öncelikle
akademik yetenek düzeylerini iyi
değerlendirmeleri, bir yükseköğretim programına yerleşebilme ve
üst düzeyde eğitim görebilme olasılıklarını iyi
değerlendirmelerinin ne kadar önemli olduğu görülmektedir.
Akademik yetenek düzeyi yüksek bir genç tercihlerini belirlerken
alan seçiminde hata yapsa bile bunu daha sonra düzeltme olanağını
bulabilir. Ama okul başarısı ve yetenek düzeyi sınırlı olan
gençlerin çok dikkatli davranmaları, yüksekten uçmamaları ve
durumlarına uygun eğitim alanlarında okumaktan mutlu olmayı
bilmeleri çok önemlidir.
Yükseköğretime Başvuracak Gençlere Öneriler
Yükseköğretimde program tercihlerini belirleme aşamasında olan
bir gencin şu hususları göz önünde bulundurması yararlı olur:
- Önce kendini dinlemeli, geçmişte ne gibi işleri yaparken, ne
gibi ortamlarda bulunurken mutlu olduğunu, ne zaman gerginlik ve
sıkıntı duyduğunu hatırlamaya çalışmalıdır. Böyle bir içe
bakış yöntemi kişiye hangi konuları kolay öğrendiği, hangi
alanlarda çalışmakla mutlu olduğu hakkında bir fikir verir.
İlgilerine uygun alanda çalışan insanlar çalışmayı bir angarya
değil bir zevk olarak yaşarlar.
- Meslekler, eğitim programları ve çalışma yaşamı hakkında
bilgi verici kaynaklara ulaşmaya, onları dikkatle izleyip
değerlendirmeye çalışmalı, girmeyi düşündüğü bölümlerde verilen
eğitim hakkında bilgilenmek için mümkünse oralarda okuyan
gençlerle konuşmalı, o alanlardaki eğitimin kendisine
sağlayacağı yararlarla kendisinden beklenenleri karşılaştırmalı,
bu araştırmayı çok yönlü olarak yapmalı, birkaç kaynağa takılıp
kalmamalı, başkalarından duyduklarının doğruluğunu resmi
kaynaklara başvurarak sınamalıdır.
- ÖSYM Kılavuzunu bizzat kendisi okumalı, anlamadığı yerleri
öğretmenlerine sormalıdır. Kılavuz, aday ile ÖSYM arasındaki
anlaşma metni, kontrat sayılır. Kişi bu dokümanın kendisi ile
ilgili bölümlerinin okunmasını başkalarına bırakmamalı, kulaktan
dolma bilgilerle hareket etmemelidir.
- ÖSYM, adayları programlara yerleştirme işlemini bitirdikten
sonra bazı programların kontenjanlarının dolmadığını görerek ek
yerleştirme işlemi yapmaktadır. Bu da ya öğrencilerin yeterince
bilgi sahibi olmamalarından ya da önyargılı olmalarından dolayı
ilk tercih listelerinde bu programlara yer vermediklerini
göstermektedir. Oysa bu programlar bir çok öğrenci için uygun
olabilir
Sevgili üniversite adayları
ÖSYM Tercih Bildirim Formunuzu doldurduktan sonra siz
imzalayacaksınız. Bu demektir ki tercihlerinizin yapınıza
uygunluğundan siz sorumlu olacaksınız. Bu sorumluluğu ne derece
bilinçli olarak yerine getirirseniz gelecekte o derece halinden
hoşnut bir kişi olabilirsiniz.
Meslek yaşamınızı mutlu ve yararlı olabileceğiniz
çalışma alanlarında sürdürebilmeniz dileği ile,
Prof. Dr.Yıldız Kuzgun
ÖSYM |