|
Amerika can almanın karşılığını tartışıyor...
Son 25 yıldır dünyanın gündemini meşgul etmekte
olan idam cezalarının en sık şekilde uygulandığı
ABD dünyanın tepkisini çekmeye devam ediyor.
Özellikle AB üyesi ülkelerdeki hükümet ve sivil
toplum kuruluşlarının tepki ve kınamaları zaten
bir süredir iki yakası daha da uzaklaşan
Atlantiğin kıyılarını birbirine daha uzak
kılıyor.
Hukuk kavramı, kitle iletişim araçlarının
gelişmesi sonucu kamuoyunun sesinin daha gür
çıkması ve bunun sonucunda sivil toplum
kuruluşlarının yapılanması sonucunda kendisini
ne diğer devlet mekanizmalarından; ne de
kamuoyundan tecrit edemez hale gelmiştir.
Özellikle Vietnam savaşı sırasında ve sonrasında
sıcak ve soğuk savaşa karşı duyulan tepkilerin
ortaya çıkması bireyselciliğin (individualism)
merkezine oturduğu hareketleri ortaya çıkarmış
ve bunun sonucunda da insan hakları kavramı her
zamankinden çok ve her zamankinden geniş olarak
gündemde en tepedeki yerini almıştır.
İdam cezasına karşı duyulan tepkileri
incelemeden önce idamın tarihini incelemekte
fayda bulunmaktadır. İnsanlık toplumsal bir
yapıyı benimseyip sosyalleşmeye başladığı
dönemlerden itibaren, bu yeni grubun içerisinde
asayişin sağlanması konusuna öncelik vermiştir.
Asayişin sağlanması için yazılı kanunların hukuk
dediğimiz kavramı temsil etmeye başlamasından
önce, insanlık ölüm cezasını caydırıcı bir unsur
olduğu için sıklıkla uygulamaktan çekinmemiştir.
Antik çağda Roma İmparatorluğunun ve Roma
Hukuku'nun dışında kalan Cermen kökenli halklar
arasında "Vergeld" (Kan tazminatı, kan
karşılığı) isimli bir müessese bulunmaktaydı.
Vergeld Cermen kavimlerinde akrabası öldürülen
mağdurun intikam alması için suçluyu öldürmesi,
ya da diyet olarak altın, toprak veya değerli
eşya alarak kaybı karşılamayı öngörüyordu.
Orta Çağda ise laikliğini yitirmiş olan kanunlar
engizisyon mahkemelerinin oluşturulmasını
öngörmekteydi. Böylece dünyevi olmayan suçlar
için de ölüm cezası uygulaması söz konusu olmaya
başladı. Fransız Devrimi ile ruhani suç kavramı
tamamen idam kapsamından çıkarılarak ölüm
cezasına ideolojik bir boyut kazandırıldı.
Monarşi yanlıları giyotin ile idam edildikten
yaklaşık 150 yıl sonra Rus Çarı Nikolay ve
ailesi Komünist Parti tarafından topluca idam
edildi. Soğuk savaş yılları ise ideolojik
idamlara milliyetçiliği ve vatanseverliği de
ekleyerek soyut kavramlar için somut olan bu
cezayı uygulamaya devam etti.
ABD ise bu alanda oldukça enteresan sayılacak
bir portre ile karşımıza çıkmaktadır. ABD,
federal bir sisteme dayalıdır; yani federe
devletlerin oluşturduğu bir sistemdir. Merkezi
otorite Timothy McVeigh'in idamını uygulamaya
koymadan önce en son idam infazını 1960'ların
başında Kennedy döneminde yapmıştır. Bu da demek
oluyor ki, ABD'de idam cezası genel olarak
Adalet Bakanlığının yanı sıra federe yapıya
bağlı olan eyaletlerin inisiyatifinde gelişmekte
olan bir konudur. 50 eyaletten 38'i idam
cezasını yasal kabul etmekte, bu eyaletlerin
üçte birinden biraz daha fazla olan bir sayıda
ise pratik ve seri olarak uygulanmaktadır.
ABD aynı zamanda silah taşımanın ve silah
ruhsatı çıkartmanın en kolay olduğu ülkelerden
biridir. ABD'de silahlı suçların işlenmesi,
silahların tamamen denetim altına almak
isteyenler ve serbest bırakmak isteyenleri karşı
karşıya getirmektedir. Örneğin, geçtiğimiz
günlerde McVeigh'in ardından aynı ceza evinde
daha adi olan bir suç için federal suç
statüsünde ölüm cezasına çarptırılan Garza
uyuşturucu ve silahlı saldırıdan dolayı hüküm
giydiği bir suçtan dolayı infaz edilmiştir. Yani
ABD'de ölüm cezası tek başına tartışılagelen bir
unsur değildir.
ABD'de idam cezasının bir tartışma haline
gelmesinde en önemli unsurladan biri infaz için
bekleyenlerin etnik yapısından
kaynaklanmaktadır: 973 infaz mahkumunun beşte
dördü beyaz değil: büyük bir kısmı zenci,
diğerleri ise latin kökenli.
Amerikan adalet sistemi kamuoyunun hükme
müdahalesini meşru kılan jüri sistemi ile karara
varmaktadır. Türkiye, ya da birçok kıta Avrupası
üyenin aksine son sözü hakim söylemez. Kararın
temyiz ile birlikte daha üst mahkemelere;
Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi (Supreme Court)
ve yasamanın başı olan Başkan'a kadar
çıkabilmektedir.
AB'de ise 1970'li yıllardan bu yana idam cezası
yapılmadığı gibi, üye olacak ülkelerde de
uygulanmaması şartı aranmaktadır. Ancak ABD, AB
üyesi ülkelerde idamın uygulanmaması konusundaki
standardizasyonu kendi yapısına uygun
bulmamakta; özellikle Fransız hapisanelerindeki
intihar olaylarının varlığından bahsederek,
Fransız adalet sistemini eleştirmekte ve bunun
gerçekçi olmadığını ima etmektedir.
Sivil toplum kuruluşları içerisinde en sert
çıkışları yapan Uluslararası Af Örgütü (Amnesty
International) ise suçun intikam unsuru
taşımaması gerektiğini "hırsızı, evini soyarak
cezalandırmak, katili katletmek ile aynı
şeydir." sözleriyle vurgulamaktadır.
Ancak idam cezası karşıtları, tıpkı az önce de
ifade edildiği gibi, ABD'nin hukuk sisteminin
kamuoyu iradesinden kendini soyutlamayan,
tersine karar mekanizmasına kamunun içinden
çıkmış insanları yerleştirerek jüri kavramını
benimsemiş olduğundan dolayı, işlerini hem
kolaylaştıracak, hem de zorlaştıracak olan bir
ikilem ile karşı karşıya bulunmaktadırlar:
Oklahoma bombacısı McVeigh'in ölmeden önce bile
kurbanların ailelerinden özür dilemeyi
reddetmesi gibi yaratılan toplu hezeyanlar, idam
karşıtlarının çizgiyi iyi belirlemesi gereğini
vurgulamaktadır. Kamuoyunu idam cezası fikrini
benimsemekten uzaklaştırmak için sosyal öfke ve
infial oluşturacak suçların faillerini
savunmaktan çıkartmak belki de bunun bir
yoludur.
Zira şu da bir gerçektir ki, bir kişiyi öldürmek
ile 200 küsür kişiyi öldürmek her ne kadar aynı
ölçüde değerlendirilmesi gereken bir kıstas
iken, öldürülen iki yüz küsür insanın akrabaları
hiç de azımsanmayacak olan bir kitleyi tek
başına meydana getirebilmekte ve Senato ve
Temsilciler Meclisine girecek siyasetçilerin
sadece kimliklerini değil, ideolojilerini de
belirlemektedir.
Senato ve Temsilciler Meclisi ise yasa koyucu
olan kurumlardır. Yani yasaların kime ne ceza
vereceğini belirleyenler dolaylı olarak da
onlardır. Bu açıdan idam karşıtlarının toplumsal
bir yarayı, canın karşılığını canla aramaktan
yargı sistemini vazgeçirmek için toplumu
karşılarına almamaları sadece kendilerinin
değil, insanlığın menfaatine olacaktır.
|