: 1597
online ziyaretçi

KadınSohbetEğlenceMüzikSinemaOyun

   anasayfa
   sohbet
   güzel sözler
   astroloji
   hazır mesajlar
   müzik
   sinema
   oyun
   kadın
   logo melodi
   güzeller galerisi
   şarkı sözleri
   web dizini
   eğlence
   gazeteler
   link panosu
   tatil
   itiraf

Anasayfa yap

Favorilere ekle

Biz kimiz

Bize ulaşın

Reklam

 

Anasayfa >

Özel Dosyalar > İdam Cezaları

İdam Cezaları

Amerika can almanın karşılığını tartışıyor...

Son 25 yıldır dünyanın gündemini meşgul etmekte olan idam cezalarının en sık şekilde uygulandığı ABD dünyanın tepkisini çekmeye devam ediyor. Özellikle AB üyesi ülkelerdeki hükümet ve sivil toplum kuruluşlarının tepki ve kınamaları zaten bir süredir iki yakası daha da uzaklaşan Atlantiğin kıyılarını birbirine daha uzak kılıyor.

Hukuk kavramı, kitle iletişim araçlarının gelişmesi sonucu kamuoyunun sesinin daha gür çıkması ve bunun sonucunda sivil toplum kuruluşlarının yapılanması sonucunda kendisini ne diğer devlet mekanizmalarından; ne de kamuoyundan tecrit edemez hale gelmiştir. Özellikle Vietnam savaşı sırasında ve sonrasında sıcak ve soğuk savaşa karşı duyulan tepkilerin ortaya çıkması bireyselciliğin (individualism) merkezine oturduğu hareketleri ortaya çıkarmış ve bunun sonucunda da insan hakları kavramı her zamankinden çok ve her zamankinden geniş olarak gündemde en tepedeki yerini almıştır.

İdam cezasına karşı duyulan tepkileri incelemeden önce idamın tarihini incelemekte fayda bulunmaktadır. İnsanlık toplumsal bir yapıyı benimseyip sosyalleşmeye başladığı dönemlerden itibaren, bu yeni grubun içerisinde asayişin sağlanması konusuna öncelik vermiştir. Asayişin sağlanması için yazılı kanunların hukuk dediğimiz kavramı temsil etmeye başlamasından önce, insanlık ölüm cezasını caydırıcı bir unsur olduğu için sıklıkla uygulamaktan çekinmemiştir.

Antik çağda Roma İmparatorluğunun ve Roma Hukuku'nun dışında kalan Cermen kökenli halklar arasında "Vergeld" (Kan tazminatı, kan karşılığı) isimli bir müessese bulunmaktaydı. Vergeld Cermen kavimlerinde akrabası öldürülen mağdurun intikam alması için suçluyu öldürmesi, ya da diyet olarak altın, toprak veya değerli eşya alarak kaybı karşılamayı öngörüyordu.

Orta Çağda ise laikliğini yitirmiş olan kanunlar engizisyon mahkemelerinin oluşturulmasını öngörmekteydi. Böylece dünyevi olmayan suçlar için de ölüm cezası uygulaması söz konusu olmaya başladı. Fransız Devrimi ile ruhani suç kavramı tamamen idam kapsamından çıkarılarak ölüm cezasına ideolojik bir boyut kazandırıldı. Monarşi yanlıları giyotin ile idam edildikten yaklaşık 150 yıl sonra Rus Çarı Nikolay ve ailesi Komünist Parti tarafından topluca idam edildi. Soğuk savaş yılları ise ideolojik idamlara milliyetçiliği ve vatanseverliği de ekleyerek soyut kavramlar için somut olan bu cezayı uygulamaya devam etti.

ABD ise bu alanda oldukça enteresan sayılacak bir portre ile karşımıza çıkmaktadır. ABD, federal bir sisteme dayalıdır; yani federe devletlerin oluşturduğu bir sistemdir. Merkezi otorite Timothy McVeigh'in idamını uygulamaya koymadan önce en son idam infazını 1960'ların başında Kennedy döneminde yapmıştır. Bu da demek oluyor ki, ABD'de idam cezası genel olarak Adalet Bakanlığının yanı sıra federe yapıya bağlı olan eyaletlerin inisiyatifinde gelişmekte olan bir konudur. 50 eyaletten 38'i idam cezasını yasal kabul etmekte, bu eyaletlerin üçte birinden biraz daha fazla olan bir sayıda ise pratik ve seri olarak uygulanmaktadır.

ABD aynı zamanda silah taşımanın ve silah ruhsatı çıkartmanın en kolay olduğu ülkelerden biridir. ABD'de silahlı suçların işlenmesi, silahların tamamen denetim altına almak isteyenler ve serbest bırakmak isteyenleri karşı karşıya getirmektedir. Örneğin, geçtiğimiz günlerde McVeigh'in ardından aynı ceza evinde daha adi olan bir suç için federal suç statüsünde ölüm cezasına çarptırılan Garza uyuşturucu ve silahlı saldırıdan dolayı hüküm giydiği bir suçtan dolayı infaz edilmiştir. Yani ABD'de ölüm cezası tek başına tartışılagelen bir unsur değildir.

ABD'de idam cezasının bir tartışma haline gelmesinde en önemli unsurladan biri infaz için bekleyenlerin etnik yapısından kaynaklanmaktadır: 973 infaz mahkumunun beşte dördü beyaz değil: büyük bir kısmı zenci, diğerleri ise latin kökenli.

Amerikan adalet sistemi kamuoyunun hükme müdahalesini meşru kılan jüri sistemi ile karara varmaktadır. Türkiye, ya da birçok kıta Avrupası üyenin aksine son sözü hakim söylemez. Kararın temyiz ile birlikte daha üst mahkemelere; Amerikan Federal Yüksek Mahkemesi (Supreme Court) ve yasamanın başı olan Başkan'a kadar çıkabilmektedir.

AB'de ise 1970'li yıllardan bu yana idam cezası yapılmadığı gibi, üye olacak ülkelerde de uygulanmaması şartı aranmaktadır. Ancak ABD, AB üyesi ülkelerde idamın uygulanmaması konusundaki standardizasyonu kendi yapısına uygun bulmamakta; özellikle Fransız hapisanelerindeki intihar olaylarının varlığından bahsederek, Fransız adalet sistemini eleştirmekte ve bunun gerçekçi olmadığını ima etmektedir.

Sivil toplum kuruluşları içerisinde en sert çıkışları yapan Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ise suçun intikam unsuru taşımaması gerektiğini "hırsızı, evini soyarak cezalandırmak, katili katletmek ile aynı şeydir." sözleriyle vurgulamaktadır.

Ancak idam cezası karşıtları, tıpkı az önce de ifade edildiği gibi, ABD'nin hukuk sisteminin kamuoyu iradesinden kendini soyutlamayan, tersine karar mekanizmasına kamunun içinden çıkmış insanları yerleştirerek jüri kavramını benimsemiş olduğundan dolayı, işlerini hem kolaylaştıracak, hem de zorlaştıracak olan bir ikilem ile karşı karşıya bulunmaktadırlar:

Oklahoma bombacısı McVeigh'in ölmeden önce bile kurbanların ailelerinden özür dilemeyi reddetmesi gibi yaratılan toplu hezeyanlar, idam karşıtlarının çizgiyi iyi belirlemesi gereğini vurgulamaktadır. Kamuoyunu idam cezası fikrini benimsemekten uzaklaştırmak için sosyal öfke ve infial oluşturacak suçların faillerini savunmaktan çıkartmak belki de bunun bir yoludur.

Zira şu da bir gerçektir ki, bir kişiyi öldürmek ile 200 küsür kişiyi öldürmek her ne kadar aynı ölçüde değerlendirilmesi gereken bir kıstas iken, öldürülen iki yüz küsür insanın akrabaları hiç de azımsanmayacak olan bir kitleyi tek başına meydana getirebilmekte ve Senato ve Temsilciler Meclisine girecek siyasetçilerin sadece kimliklerini değil, ideolojilerini de belirlemektedir.

Senato ve Temsilciler Meclisi ise yasa koyucu olan kurumlardır. Yani yasaların kime ne ceza vereceğini belirleyenler dolaylı olarak da onlardır. Bu açıdan idam karşıtlarının toplumsal bir yarayı, canın karşılığını canla aramaktan yargı sistemini vazgeçirmek için toplumu karşılarına almamaları sadece kendilerinin değil, insanlığın menfaatine olacaktır.